Skip to content
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size blue color orange color green color

KARAHİSAR İŞİTME ENGELLİLER İÖO

Ana Sayfa
Kocatepe'den Zafere Yazdır
Yazar Admin   
Saturday, 30 August 2008

Zaferi birlikte kutladık. Türkiye’nin her tarafından gelen misafirlerle ve üniversite gençliği ile Kocatepe bayram yerine döndü. Tarih yazdığımız an da bütün yürekler bir oldu, bütün yürekler dünyanın en masum bağımsızlık savaşını bir kez daha içlerinde hissetti. İşte fotoğraflarla saat 5:30 da Kocatepe….Ne mutlu bize bu zaferi yaşatan insanlara…

“Ne mutlu Türküm Diyene..!” 


 

Image

 Mustafa Kemal

Image

 Kocatepe'de güneşin doğuşu (Bu güneş milletimizin üzerine bağımsızlık güneşi olarak doğdu.)

Image

Sincanlı ovası 

Image 

Erkan Oğur ve İsmail H. Demircioğlu konseri 

 

 

………………………….  Yaşlılar zafere yordu...


23. Tümen’de bir er onbaşısına fısıldadı:
“Alay sabah sancak açacak mı?”
“Öyle duydum.”
“Açarsa askere rüzgar yetişemez.”
15. Tümende bir teğmen takımını çevresine toplamıştı.
“Eğer gözümü bir an için olsun geriye çevirirsem, ölümden yılıp da geriye tek bir adım bile atarsam, beni hain bilin. Kanım size helal olsun!”
Askerler köyden gelmiş mektup, sigara tabakası, yavuklu yadigarı çevre, işlemeli çorap gibi değerli eşyalarını bölük emrine teslim ettiler. Sonra birbirleriyle helalleştiler. Dargınlar barıştı.
Toplan boruları vurmaya başlamıştı. Silahları kuşanıp düzene girdiler. Sallanıp da ses çıkaracak ne varsa hepsini sıkılayıp bağladılar.
Takımlar, bölükler, taburlar, alaylar, bataryalar, cephane ve yiyecek kolları, sıhhiyeciler, muharebeciler, istihkamcılar, gündüzden yolları öğrenmiş kılavuzların öncülüğünde, taarruza hazırlık mevkilerine doğru, büyük bir sessizlik içinde yürümeye başladılar.
Kısa bir yürüyüş yapacaklardı.
Üç günlük bir hilal vardı gökyüzünde. İnce kollarıyla bir yıldızı kucaklamıştı. Yaşlılar bunu zafere yordular.

“Ağır ağır Kocatepe’ye çıktılar”
Paşalar ve karargahlarının savaş kademeleri, halkın “Kılıcınız keskin olsun! Allah’a emanet olun!”sesleri arasında Şuhut’tan ayrılıp Kocatepe’nin eteğindeki çadırlı ordugaha taşınmışlardı. Ordugah Çakırözü deresinin yanına kurulmuştu.
Yalnız telgraf takırtıları, telsiz bipleri ve su değirmeninin gıcırtısı duyuluyordu. s.606
Bu savaşa kurmay yüzbaşı olarak katılan (askeri tarihçi) Fahri Belen, taarruzda yüksek komutanlara gözetleme yeri vazifesi gören Kocatepe ve etrafındaki arazi yapısı için sonradan şöyle yazacaktı:
“Kocatepe 1900 metre yüksekliği ile bütün sahaya hakim idi, doğuya ve batıya doğru uzanan kollarıyla büyük kuvvetlerin gizlice toplanmalarına, manevra yapmalarına elverişli idi. İnsan o günkü duruma göre Kocatepeyi, düşmanı göz altında bulundurmak ve bir orduyu gizlemek -için tabiatın bir lütfu sayabilirdi.”
Başkomutan, Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve karargahlarının savaş kademeleri, saat 03.30’da atlara bindiler. Sisli, serin, karanlık bir geceydi.
Fenerli iki süvari yol göstermek için öne geçti. Yola çıktılar. Mustafa Kemal Paşa önde gidiyordu, yalnızdı. Arkasından Fevzi ve İsmet Paşalar geliyordu. Daha arkada kurmaylar, yaverler, görevliler, hizmet erleri, seyisler vardı.
Çevre yedekler ve geri hizmet birlikleriyle doluydu.
Ağır ağır Kocatepe’ye çıktılar.

  ………………………..

Hacıanestinin Anadolu’da göremediği Mustafa Kemal süngülerin parladığı yerde, ordusunun başında, siperlerin yanındaydı

…..……………………….

Saat 05.00’e doğru gün ışımaya, sis dağılmaya, Afyon’un kalesi ve dev tepeler yavaş yavaş belirmeye başladılar.
Herkesin Ankara’da sandığı Başkomutan Kocatepe’de, ordusunun başındaydı. Başıyla İsmet Paşa’ya işaret etti, İsmet Paşa Nurettin Paşa’yı uyardı. 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa telefonla kolordulara gerekli emri verdi.
Önce bir tek top sesi duyuldu, mermisi koca Tınaz Tepe’ye düştü. Sonra bütün toplar düzenleme (tanzim) ateşi için gürlediler.
05.30’da batarya komutanları zevk narası atar gibi emir verdiler:
“Ateş!...”
“Ateş!...”
“Ateş!...”
Ne Yunanlılar böyle yoğun, dehşet verici ateş görmüştü, ne de Türkler. Tepeler yanıyordu sanki. Cephanelikler ateş alıyor, kamyonlar uçuyor, toplar parçalanıyordu. Kocatepe bile zangırdıyordu.
Piyadeler hücum mevzilerine, tel örgülere doğru ilerlemeye başladılar.
Bu cehennemlik ateş 20 dakika sürdü. Bataryalar bu kez 10 dakika sürecek imha (yok etme) ateşine geçtiler. Siperleri ve gözetleme yerlerini dövmeye başladılar.
Başkomutan ateş planını, topların ustaca kullanımını çok beğenmişti. İsmet Paşa’ya birçok kez teşekkür edecekti.
Bazı tel örgüler topçu ateşiyle yıkılmıştı. Bazılarını da istihkamcılar ya da sabırsız askerler yıktılar. İmha ateşi sona erer ermez subaylar ve askerler, açılan gediklerden mevzilere, direnek merkezlerine daldılar.
Fırtına gibi esiyorlardı:
“Allah Allah... Allah Allah...”
Topçular ateşi ilerilere kaydırdılar. Top, makineli tüfek, el bombası, boru sesleri ve savaş naraları içinde, 06:45’te 5. Tümen Kalecik Sivrisini ele geçirdi. On dakika sonra 15. Tümen’in 38. Alayı’nın da Tınaz Tepe’yi aldığı haberi geldi.
...
Belen Tepe’nin ön yamacındaki yüksek ve sık çalılar, top ateşi yüzünden tutuşmuştu. Subaylar ve askerler hiç duraksamadan bu alevlere daldılar. Kimi yanarak şehit oldu, kimi alevlerin içinden ok gibi geçip siperlere, direnek merkezlerine girdi.
Saat 09.00’da 23. Tümen de Belen Tepe’yi ele geçirmişti.
Alınmaz, geçilmez, yarılmaz sanılan Afyon mevzilerinin en kritik yerleri tek tek ele geçiriliyordu. Şimdi bu başarıyı derinleştirip genişletmek gerekti.
Hava Bölüğü Yunan İhtiyat Kolordusu’nun düzeninde bir değişiklik olmadığını rapor etti. Bu iyi haberdi.
Sabah aynı saatte 2. Ordu’nun ve Kocaeli Grubu’nun yaklaşık 100 topu da ateşe başlamıştı.
Top ateşleri geri kaydırılınca, ilk hat birlikleri, karşılarındaki birlikleri yerlerinde tutmak için taarruza kalktılar. Gösteriş taarruzu olduğu için çatışmalar sert değildi. Ama Yarbay Salih Omurtak’ın komutasındaki 61. Tümen, ciddi bir atılımla cephesindeki güçlü Kazuçuran direnek merkezini ele geçiriverdi. Bu sonuç Yunanlıları duraksattı: Asıl taarruz yeri kuzey miydi yoksa güney miydi?
...
Asıl taarruz yerinin Afyon güneyi olduğu belli olmuştu. Trikupis yetişen 7. Tümen’i 1. Tümen Komutanı General Frangos’un emrine verdi. Yedekte bekleyen Albay Plastiras’ın alayını da 4. Tümen’i takviyeye yolladı. Yetmeyecekti bu. Çünkü cephedekiler, ‘dalga dalga ölüme yürüyen Türkler karşısında askerlerin zorlukla tutunduklarını’ bildiriyordu.
...
Demiryolu ve telgraf hatları, köylülerin de yardımıyla, birkaç yerden tahrip edildi. Birinci ve İkinci Yunan Kolordularının İzmir’le ulaşım ve haberleşmesi kesildi.
Saat 14.00’tü.
Başkan Vehbi Hoca, Başbakanı, ‘askeri durum hakkında açıklama yapmak üzere kürsüye davet edince’ Meclis’te bir kıpırdama oldu.
Ardahan Milletvekili Hilmi Bey şaştı:
“Allah Allah, ne var ki?”
Kara Vasıf Bey, “Belki bir köy almışızdır” diye güldü.
Rauf Bey kürsüye geldi. Heyecanını belli etmemek için kendini tuttuğu anlaşılıyordu.
“Efendim, uzun zamandır noksanlarını tamamlamakla uğraşan ordumuz , bu sabah taarruza geçmiştir...”
Alkışlar yükseldi.
“Allah başarı versin!”
“En yakın zamanda kesin zafere nail olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz eylerim.”
...
Durak Bey bağırdı:
“Biri dua etsin!”
Erzurumlu Nusret Efendi kürsüye yürüdü.

“Başkomutan gözünü kırpmadan savaşı izliyordu”
...
Kocatepe’de hava öğleden sonra gerginleşti. Hız azalmış, cephe hala yarılamamıştı. Yunanlılar bazı yerleri geri almaya başlamışlardı.
Nurettin Paşa çok sinirliydi. Gecikme, Kurmay Başkanı Asım Bey’i ve bazı kurmayları da telaşlandırmıştı.
Başkomutan gözünü kırpmadan savaşı izliyordu. Genellikle ayaktaydı. Kimi zaman bir taşa ilişip haritasını işaretliyordu. Yemek yememişti. Ardarda kahve ve zincirleme sigara içiyordu.
İsmet ve Fevzi Paşalar sakin görünüyorlardı.
Savaş aşağıda, tepeler, yarlar, çukurlar, taşlı bayırlar, kayalar, siperler, tel örgüler, hendekler, kum torbaları, makineli tüfek yuvaları, kamyon ve top enkazları yanmaya devam eden çalılar, ölüler ve toplanmamış yaralılarla dolu ürkünç arazide, savaş dumanı altında bir an bile durmadan devam ediyordu.
Bu sınırlı alanda altmış bin insan boğuşmaktaydı.
...
Türkler gecenin içinden boran gibi geldiler. Süngüleri aydınlatma fişeklerinin keskin ışığında parıl parıl yanıyordu.
Paşalar çadırlı ordugaha dönmüşlerdi. Fevzi Paşa yemeğini yiyip yatmıştı. İsmet Paşa ordular ve kolordular ile telefonla konuşuyor, ertesi gün için emir veriyordu.
M. Kemal Paşa, Mahmut Bey’e ve kaygılı olduklarını gördüğü yaverlerine, “Yunanlılar iyi dövüşüyorlar...”dedi, “...iyi dövüştükleri için de mahvolacaklar. Çünkü savaşmakla hata ettiler. Bugün Dumlupınar’a çekilseler belki kurtulurlardı. Yarmak için gerekli bütün kritik yerler elimizde. Yarın bu iş biter.”
Binbaşı Tevfik yaklaştı:
“15. Tümen Tınaz Tepe’de elinden çıkan yerleri geri almış efendim.”
“Bu haberi bekliyordum. Güzel. Haydi yatalım. Yarın yorucu bir gün olacak. Allah rahatlık versin.”
...
Trikupis, emrine ek birlikler de vererek Plastiras’ın, bir gece taarruzuyla Küçük Kalecik’i geri almasını istemişti.
Karargah görevlilerinden Yüzbaşı Kanellopulos, Albay Plastiras’ın gece yarısı yolladığı mesajı General Trikupis’e bildirdi:
“Albay taarruz etmeyi reddediyor efendim.”
“Neden?”
“Gece taarruzunu tehlikeli bulduğunu söyledi. Sabah harekete geçecekmiş.”
Trikupis’in içine ilk kez korku düştü.
“Ümit ederim ki geç kalmış olmayız.”
Bütün tümenler geceleyin sabah taarruzu için hazırlık yaptılar. Bataryalar ileri yanaştırıldı.
Bir gün önceki savaş sırasında taşlık arazide askerlerin çarıkları parçalanmıştı. Çıplak ayak taarruz edeceklerdi.
Albay Kemalettin Sami Bey, tümen komutanlarına dedi ki:
“Birlikleriniz imha derecesinde sarsılsa bile bugün hedeflerinizi zaptedeceksiniz.”
“Başüstüne!”
Albay İzzettin Bey de Tınaz Tepe’ye geldi. Yarma bölgesindeki iki tümen komutanıyla buluştu.
“Bugün ne pahasına olursa olsun, cepheyi yaracağız.”
“Emredersiniz!”
Hepsinden önce en sağdaki Efe Kazım’ın 8. Tümeni sabahı beklemeden harekete geçti, saat 04.00’te, ateş etmeden sessizce ilerledi, süngü hücumu ile ilk Yunan mevzilerine girdi. Bu kesimdeki savunma sisteminin kilit noktası olan Kurtkaya direnek merkezini 04.30’da ele geçirdi.

Albay Reşat Bey’in bıraktığı not...
Erkmen Tepesi saat 06.00’da düşürüldü. Düşmanın bu kesimde tutunması artık pek mümkün değildi.
Soldaki Birinci Kolordu tümenleri de, birbirleriyle yarışmaktaydılar. Son tepeleri de alırlarsa, cephe yarılmış olacak, Sincanlı ovasına ineceklerdi.
Engellenemez bir tutku ile ilerliyorlardı.
Paşalar ve karargahları sabah erkenden Kocatepe’ye gelmişlerdi. Yunan savunma sisteminin adım adım çöküşünü seyrediyorlardı.
Yalnız Çiğiltepe karşısındaki 57. Tümen bir türlü ilerleyememişti. Kuşatma kolu, ateş yememek için, hayli açıktan dolaşınca etkisiz kalmıştı. Mustafa Kemal Paşa bu tümenin komutanı Albay Reşat Bey’i severdi. Emrinde çok başarılı hizmetler görmüştü. Teşvik etmek için telefon etti:
“Reşat Bey hala hedefinize ulaşamadınız. Bir sorun mu var?”
“Yarım saat sonra ulaşacağım efendim. Söz veriyorum.”
“Peki, size güveniyorum.”
Yarım saat dolalı hayli olmuştu. Çiğiltepe düşmemişti hala. Mustafa Kemla Paşa, Reşat Bey’le konuşmak istedi.
Telefona Emir Subayı Üsteğmen Bozkurt Kaplangı çıktı.
“Reşat Bey’i istemiştim.”
Bozkurt zorlukla, “Reşat Bey az önce intihar etti efendim...” dedi, “...size bir açıklama bırakmış. Peki, okuyorum: ‘Yarım saat içinde size o mevzii almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam.”
Üsteğmen, Başkomutan’ın teselli edici sözlerini ağlayarak dinledi.
………………………..  “Şu çılgın Türkler”   TURGUT ÖZAKMAN

 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Size göre İşitme engelli öğrenciler hangi okul ortamında eğitim-öğretim almalıdır?
 

MEB Kampanyaları

İstatistik

Ziyaretçiler: 352141